Kur’an’dan Teknolojik Yansımalar Giriş

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tek Kaynak İki Irmak

KUR’AN’DAN TEKNOLOJİK YANSIMALAR

 

 

 

 

 

Prof.Dr. Ömer ÇELİK

 

 

 

 

 

 

 

İstanbul – 2008

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“Evet, Biz ileride onlara delillerimizi gerek dış dünyada, gerek kendi öz varlıklarında göstereceğiz; ta ki Kur’ân’ın, Allah tarafından gelen gerçeğin ta kendisi olduğu onlar tarafından da iyice anlaşılacak.Rabbinin her şeye şahid olması yetmez mi?” (Fussılet 41/53.

 

“De ki: Rabbimin sözleri için deryâ mürekkep olsa ve bir o kadar da ilâve getirsek dahî, Rabbimin sözleri bitmeden önce deniz tükenecektir.” (el-Kehf, 109)

“Şâyet yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de arkasından yedi deniz katılarak (mürekkep olsa) yine Allâh’ın sözleri (yazmakla) tükenmez. Şüphe yok ki Allah mutlak gâlip ve hikmet sahibidir.” (Lokman, 27)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir hadîs-i şerifinde Efendimiz sallallâhu aleyhi ve selem Kur’an-ı Kerim’i şöyle tarif etmektedir:

“Kur’ân-ı Kerim:

– Vukû bulacak her türlü fitneye karşı insanı selâmete erdiren,

– Önceki toplumların haberlerini, sonrakilerin durumlarını, insanlar arasında meydana gelecek hâdiselerin hükümlerini ihtiva eden,

– Hak ile bâtılı tefrik eden, Mâlayâni olmayan, Kendisini terk eden azgını Cenâb-ı Hakk’ın helâk ettiği,

– Onun dışında hidâyet arayanı Allâh’ın dalâlete düşürdüğü,

– Hak Teâlâ’nın sapasağlam ipi, zikr-i hakîmi ve sırât-ı müstakîmi olan,

– Kendisine bağlananların hiçbir zaman sapmadığı, Onu söyleyen dillerin yanılmadığı, Âlimlerin kendisine doyamadığı,

– Çok tekrardan dolayı tâzeliğini asla kaybetmeyen, Üstünlüğü ve mu’cizeliği asla nihâyete ermeyen,

– Cinlerin, dinledikleri zaman; «Gerçekten biz, hayranlık veren bir Kur’ân dinledik» (el-Cinn 72/1) demekten kendilerini alamadıkları,

– Kendisiyle konuşanların doğru söylediği, Onunla hüküm verenlerin isâbet ederek âdil davrandığı,

– Onu tatbik edenlerin ecir gördüğü,

– Ona çağıranın dosdoğru yolu bulduğu ilâhî bir kelâmdır.” (Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, 14; Dârimî, Fedâilü’l-Kur’ân, 1)

 

 

 

 

 

 

Şâir Ziyâ Paşa:

İdrâk-i meâlî bu küçük akla gerekmez,

Zîrâ bu terâzî bu kadar sıkleti çekmez!..

diyerek ister kevnî ister kelâmî olsun, ilâhî sanatın karşısında hissettiği hayret ve şaşkınlığı dile getirir. Ayrıca Cenâb-ı Hakk’ı, büyük bir acziyet içinde şöylece tenzîh ve tesbîh eder:

سُبْحَانَ مَنْ تَحَيَّرَ فِى صُنْعِهِ الْعُقُولُ

سُبْحَانَ مَنْ بِقُدْرَتِهِ يَعْجُزُ الْفُحُولُ

“Muazzam sanatı karşısında akılların hayrete düştüğü Allâh’ı bütün noksan sıfatlardan tenzîh ve tesbîh ederim!

Sonsuz kudreti ile en yüksek idrakleri bile âciz bırakan Allâh’ı bütün noksan sıfatlardan tenzîh ve tesbîh ederim!”

 

 

 

 

 

 

 

 

GİRİŞ

 

KAVRAMLAR VE BU BAĞLAMDA KUR’AN-BİLİM İLİŞKİSİ

 

I- KAVRAMLAR

 

Burada eserin muhtevasıyla yakından alakalı olarak ele alacağımız kavramlar; Kur’an, âyet, bilim, teknoloji, kültür ve medeniyet kavramlarıdır. Öncelikle bu kavramları açıklayıp, bu bağlamda Kur’an-bilim ilişkisini irdelemek gerekmektedir.

 

A- KUR’AN

“Kur’an” kelimesinin menşei ve anlamı hususunda farklı yorumlar vardır. Bu kelime; türemiş veya türememiş, hemzeli veya hemzesiz oluşuna göre anlamlandırılmıştır:

Türememiş olduğunu söyleyenler, bunun Tevrat ve İncil gibi Hz. Muhammed’e inen kitaba verilen özel bir isim olduğunu savunur, bu bakımdan ona belli bir sözlük anlamı vermezler[1].

Türemiş olduğunu söyleyenler de bu kelimenin hemzeli veya hemzesiz oluşu konusunda ikiye ayrılırlar:

Hemzeli olduğunu kabul edenlere göre Kur’an, ya “toplamak” anlamına gelen “el-kar’u” kelimesinden türemiş ve geçmiş kitapların meyvelerini topladığı; va’d, vaîd, emir, nehiy, kıssa, sûre ve âyetleri bir araya cemettiği için bu adı almıştır[2]. Veya “okudu” anlamını taşıyan “karae” fiilinden türemiş ve “okunan bir kitap” olduğu için bu ismi almıştır[3]. Yahut “dışarı çıkarıp attı” manasındaki “kara’e” fiilinden türemiş ve onu okuyan kimse kıraat esnasında kelime ve harfleri ağzından çıkarıp attığı için bu adı almıştır[4].

Hemzesiz olduğunu kabul edenlere göre ise “Kur’an”, ya “delil, bürhan, ipucu” anlamına gelen “karîne” kelimesinin çoğulu olan “karâin”den türemiş ve ayetleri muhteva, nazm, vezn, fasıla ve ahenk yönünden birbirine benzediği ve birbirine delil olduğu için bununla adlandırılmıştır[5]. Veya “bir şeyi diğerine yaklaştırdı” manasındaki “karane” fiilinden türemiş ve sûreleri, âyetleri ve harfleri birbirine yakın ve bitişik olduğu için bu ismi almıştır[6].

Dolayısıyla Kur’an, Allah’ın Hz. Muhammed’e indirdiği ilâhî kitabın özel adı olmakla birlikte, sözlük olarak toplamak, okumak, dışarı çıkarıp atmak, delil olmak, bir şeyi diğerine yaklaştırmak gibi anlamlar ifade eden kelimelerden türediği ileri sürülmüştür. Şu kadar var ki verilen bu sözlük anlamlarından her birinin, Kur’an-ı Kerim’in özelliklerinden birini açıkladığı görülmektedir.

Bir hidayet ve i’caz kitabı olan Kur’an-ı Kerim’in farklı tarifleri yapılmıştır. Bu tarifler yapılırken, Kur’an’ın sahip olduğu pek çok özelliklerden en önemlileri göz önünde bulundurulmuştur. Bu tariflerin en kapsamlı olanlarından bir kaçı şöyledir:

“Kur’an, Hz. Muhammed’e vahiy yoluyla indirilmiş, mushaflarda yazılmış ve ondan tevatür yoluyla şüphesiz bir şekilde nakledilmiş olan şeydir”[7].

“Allah Teâlâ tarafından elçisi Hz. Muhammed’e Arapça olarak indirilip bize tevatüren nakledilen apaçık kitaptır”[8].

“Kur’an Hz. Muhammed’e vahiy yoluyla indirilmiş, mushaflarda yazılmış, tevatürle nakledilmiş, tilavetiyle kullukta bulunulan mu’ciz bir kelamdır”[9].

Bu tarifler, birbirini tamamlayıcı mahiyette olup aralarında herhangi bir zıtlık ve çelişki yoktur. Yalnız son tarif, diğerlerinden daha kapsamlı ve muhteva bakımından daha geniştir. Bu tarifte Kur’an’ın beş önemli özelliği dile getirilmektedir: O, Hz. Muhammed’e vahyedilmiş bir kitaptır. Bu kayıtla onun, ilâhî kaynaklı olduğu ifade edilmekte, diğer peygamberlere indirilen kitaplar ve Hz. Muhammed’in söylediği sözler tarif dışında kalmaktadır. Kur’an mushaflarda yazılı bulunmaktadır. Hz. Muhammed zamanında tamamen yazılmış, pek çok hafız tarafından ezberlenerek koruma altına alınmış ve daha sonra da mushaflarda çoğaltılan bu ilâhî kelama hiçbir beşer sözü karışmamıştır. Kur’an, yalan üzere birleşmeleri aklen mümkün görülmeyen pek büyük bir topluluk tarafından zamanımıza kadar tevatüren nakledilegelmiştir. Bütün sûreleri, âyetleri ve kelimeleri bir ilâhî vahiy olarak sabittir. Bu kitabın hiçbir ayeti kaybolmamış, hiçbir kelimesi değişmemiş ve bozulmamıştır[10]. Kur’an, tilavetiyle ibadet olunan bir kitaptır. Onun dışında herhangi bir sözün tilavetiyle ibadet edilmiş olmaz. Kur’an, insanlığın bir benzerini, hatta kısa bir sûresinin benzerini getirmekten aciz kaldığı ilâhî bir kelamdır. O, yüzyıllardan beri çeşitli ayetleriyle düşmanlarına meydan okuduğu halde, onun bir benzerini getiren olmamıştır ve olamamaktadır[11].

Kur’an’ın, kendi içinde anılan kerîm, mübîn, mecîd gibi pek çok ismi ve sıfatı vardır. Bunlar içinden özellikle “İlim: kesin bilgi”, “Hak: gerçek” ve “Burhân: delil, mesned” isimleri eserimiz açısından önem arzetmektedir.

 

B- ÂYET

Âyet kelimesinin lügat anlamı açık alâmet, işaret, ibret, nişâne, emmâre, bir şeyin tanınmasına vesile olan emmâre, delil kelimeleri ile ifade edilebilir[12].

Değişik görüşlere göre fa’ila, fa’ala yahut fâ’ila vezinlerinde olup çoğulu  ây, âyây, âyât şeklinde gelen âyet kelimesinin ifade ettiği “alâmet, emmâre” çeşitli şekillerde olabilir: Allah’ın varlığını ve birliğini anlamak için bütün kainat bir âyet olabileceği gibi, insanları korkutan felaketler de bazıları için Allah’ı hatırlatan birer âyet olabilir. Yahut da bir peygamberin mucizeleri, kendisinin doğruluğunu gösteren bir âyettir[13].

Âyetin sözlükteki asıl anlamı ise “bir şeyin ve bir amacın mevcudiyetini gösteren alâmet”tir. Kur’an’da tekil ve çoğul hallerde 382 defa geçmektedir[14]. Âyetin terim manalarını ise şöyle ifade edebiliriz:

Delil: Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın varlığını ve birliğini ispat etmeyi amaçlayan delillerden çoğunlukla “âyet” olarak söz edilmektedir. Bu deliller Kur’an’da Allah’ın varlığı ile ilgili âyetlerin ana konusunu teşkil eder. Buna göre göklerin ve yeryüzünün belli bir düzende yaratılışı, yerküresinin canlıların yaşamasına elverişli kılınmasından tutun da arıların bal yapması ve ineğin süt vermesine kadar pek çok husus bu deliller arasında zikredilir[15].

Mu’cize: Peygamberlerin Allah tarafından gönderilmiş elçiler olduklarını ispat eden harikulade olaylar da Kur’an’da âyet diye adlandırılmaktadır. Hz. Nuh’un tufanı, Hz. Salih’in devesi ve Hz. Musa’nın asası bunlardandır. Hz. Muhammed’e ise mucize olarak ilim, ahlak, hukuk vb hususlarda erişilmez bir kitap olan Kur’an verilmiştir.

Kıyamet alametleri: Önceden iman etmeyenlerin veya iman sayesinde hayır kazanmayanların Allah’ın bazı âyetleri ortaya çıktığı zaman inandıklarını ifade edişlerinin fayda vermeyeceği belirtilirken kullanılan “âyât” kelimesi (el-En’âm 6/158) kıyamet alametleri manasında anlaşılmıştır[16].

Kuran’ın tamamı veya belli bölümleri: Kur’an’daki sûrelerin belli bölümlerinden herbiri, benzerini meydana getirme imkanı bulunmaması açısından, Hz. Muhammed’in gerçek peygamber olduğuna belge teşkil ettiği veya bir ifadeyi diğerinden ayırdığı, yahut da harfler topluluğundan oluştuğu için âyet diye adlandırılmıştır[17].

Âyet, sûrelerin içinde başından ve sonundan kesik olan, bir veya birkaç cümleden mürekkep bir sözdür[18]. Bununla beraber Kur’an’ı ayetlere ayırma kesin bir kurala tabi değildir. Yani ayetlerin tayini kıyasî değil tevkîfîdir. Bunun için “Elif. Lâm. Mîm”, “Elif. Lâm. Mîm. Sâd” birer âyet oldukları halde “Elif. Lâm. Râ” tam bir âyet değil âyetten bir cüzdür. Birçok hükümler ve cümleler ifade eden ayetler olduğu gibi, kendi başlarına bir hüküm ifade etmeyenler yine bir âyet sayılırlar[19].

Son devir İslam bilginlerine göre âyeti genel olarak iki kısma ayırmak mümkündür:

Fiilî âyetler: Kainattaki sayısız çeşitlilik ve farklılıkları sürekli bir düzen ve kanuna bağlayan yaratıcının varlığını, birliğini ve yüce sıfatlarını gösteren ve yaratıkların taşıdığı özelliklerden çıkarılan delillerin tamamı bu tür âyetleri oluşturur. Bunlara kevnî, tekvînî veya ilmî ayetler de denilmektedir.

Muhammed Hamdi Yazır, uluhiyyeti işaret eden ayetleri de kendi içinde üç kısma ayırır: Sadece alimlerin ve bilginlerin farkına varabileceği tabiat kanunlarında mevcut ayetler; Güneş ve Ay tutulması, gök gürlemesi gibi herkesin müşahede ettiği ayetler; mu’cizeler gibi hârikulâde ayetler.

Kavlî ayetler: Peygamberlere indirilen ilahi kitapların hepsi bu tür ayetlerdir Bunlar fiilî âyetlere işaret eder ve insanlar tarafından kolaylıkla anlaşılmaları için gerekli açıklamaları ihtiva eder. Bunlara teşri’î, tenzîlî, vahyî ayetler de denir[20].

“Kur’an ayetleri” ifadesinden anlaşılması gereken, Kur’an sûreleri içinde yer alan, öncesinden ve sonundan munkati olan bir veya birkaç cümleden mürekkep sözlerdir. Bunlar aynı zamanda kavlî ayetler olup, kainattaki fiilî ayetlere işaret ederler. Hem Kur’an âyetlerini indiren hem de kainattaki fiilî ayetleri vareden sadece ve sadece Allah Teala olduğundan; bunlardan ilki insanlığın dünya ve ahiret mutluluğunu, diğeri ise kainatın düzenli bir şekilde işlemesini hedeflediğinden dolayı bunlar sürekli birbirlerini desteklemektedirler. Dolayısıyla bunlar arasında bir çelişkinin olması mümkün değildir.

 

 

 

 



[1] eş-Şâfi’î, Ebu Abdillah Muhammed b. İdris, er-Risâle, (Thk. Ahmed Muhammed Şakir), Beyrut, ts., s. 14; İbn Manzur, Ebu’l-fadl Muhammed b. Mükrim, Lisânü’l-Arab, Beyrut, 1992, XI, 78 vd.; ez-Zerkeşî, Bedruddin Muhammed b. Abdillah, el-Burhân fî ulûmi’l-Kur’an, Beyrut, 1972, I, 277-278; es-Suyûtî, Celâluddin Abdurrahman, el-İtkân fî ulûmi’l-Kur’an, Mısır, 1951, I, 51.

[2] ez-Zerkeşî, el-Burhân, I, 277; es-Suyûtî, el-İtkân, I, 51; Doğrul, Ömer Rıza, Tanrı Buyruğu, İstanbul, 1980, Mukaddime, XXXIX; el-Kâfiyeci, Ebu Abdillah Muhammed b. Süleyman, Kitâbu’teysîr fî kavâid-i ilmi’t-tefsîr, (Thk ve neşr: İsmail Cerrahoğlu), Ankara, 1974, s. 15.

[3] Ez-Zerkânî, Muhammed Abdülazim, Menâhilü’l-irfân fî ulûmi’l-Kur’an, Halep, ts., I, 4; Salih Subhi, Mebâhis fî ulûmi’l-Kur’an, Dımaşk, 1958, s. 6.

[4] ez-Zerkeşî, el-Burhân, I, 277; es-Suyûtî, el-İtkân, I, 51; Gümüş, Sadreddin, Kur’an Tefsirinin Kaynakları, İstanbul, 1990, s. 15-16.

[5] es-Suyûtî, el-İtkân, I, 51; Cerrahoğlu İsmail, Tefsir Usulü, Ankara, 1983, s. 31; Demirci Muhsin, Kur’an’da Müteşâbih Ayetler Meselesi, İstanbul, 1993, s. 35.

[6] ez-Zerkeşî, el-Burhân, I, 278; es-Suyûtî, el-İtkân, I, 51; Salih, Subhi, Mebâhis fî ulûmi’l-Kur’an, s. 5.

[7] el-Cürcânî, Seyyid Şerif Ali b. Muhammed, et-Ta’rifât, Beyrut, 1988, s. 174.

[8] Elmalılı, Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul, 1936, I, 20-21 (Mukaddime).

[9] ez-Zerkânî, Muhammed Abdalazim, Menâhilü’l-irfân fî ulûmi’l-Kur’an, I, 18; Cerrahoğlu İsmail, Tefsir Usulü, s. 31; Gümüş, Sadreddin, Kur’an Tefsirinin Kaynakları, s. 18; Çetin Abdurrahman, Kur’an İlimleri ve Kur’an-ı Kerim Tarihi, İstanbul, 1982, s. 30..

[10] Bilmen, Ömer Nasuhi, Hukuku İslamiyye ve Istılahâtı Fıkhıyye Kamusu, İstanbul, 1967, I, 45.

[11] ez-Zerkânî, Menâhil, I, 20; Çetin Abdurrahman, Kur’an İlimleri ve Kur’an-ı Kerim Tarihi, s. 31-32.

[12] el-Cevheri, İsmail b. Hammad, es-Sıhah, (Thk. Ahmed Abdulgafur Attar), Kahire, 1982, VI, 2275-2276; İbn Manzur, Lisanu’l-Arab, XIV, 61-62; Ahmed Asım Efendi, el-Okyanusu’l-basît fî tercemeti’l-kamûsi’l-muhît, İstanbul, 1305, IV, 868-869.

[13] M.E.B. İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 1988, II, 63-64, ‘âyet’ maddesi.

[14] Bkz. Abdülbaki, Muhammed Fuad, el-Mu’cemü’l-müfehres li elfâzi’l-Kur’an, Beyrut, 1945, ‘âyet’ maddesi.

[15] Ayetler için bkz. el-Bakara 2/164; er-Rûm 30/20-25; Enbiyâ’ 21/31-32; en-Nahl 16/66-69.

[16] Bkz. et-Taberî, Ebu Ca’fer Muhammed b. Cerir, Câmi’u’l-beyân fî tefsîri’l-Kur’an, Tahran, ts, VIII, 30, el-En’âm 158. âyetin tefsirinde; ez-Zemahşerî, Ebu’l-Kasım Carullah Mahmud b. Ömer, el-Keşşâf ‘an hakâikı’t-tenzîl ve uyûni’l-ekâvîl fî vucûhi’t-te’vîl, Beyrut, ts., II, 52, aynı ayetin tefsirinde.

[17] İbn Manzur, Lisanu’l-Arab, XIV, 60-61; Asım Efendi, Kamus Tercemesi, IV, 868-869; T.D.V. İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 1992, IV, 242, ‘âyet’ maddesi.

[18] Cerrahoğlu İsmail, Tefsir Usulü, s. 55.

[19] Taşköprüzade, Miftahu’s-saâde, Haydarabad, 1324, II, 253; T.D.V. İslam Ansiklopedisi, IV, 243; M.E.B: İslam Ansiklopedisi, II, 64.

[20] Reşid Rıza, Tefsîru’l-menâr, Beyrut, ts., I, 287; Elmalılı, Hak Dini, I, 569-570; T.D.V. İslam Ansiklopedisi, IV, 243, ‘âyet’ maddesi.

Bookmark the permalink.

Comments are closed